Breaking News

‘Mülteci’ camilerde Mexmûr direnişi-İzlenim

İnsanlık göz göre göre bir film şeridi izler gibi vahşet karelerini izliyor. Adı her neyse, kana susamış bir çete güruhu dolaşıyor ortalıklarda. Psikolojik bir harekat, sahte, içi boş, ömürsüzler toplaması çeteler, insanlığın kusa kusa bitiremediği irinleri kusmaya devam ediyorlar. Göz görüyor evet. Tek hedefleri kadın, çocuk, insan ve ona ait olanlar…
6 Ağustos gecesi Işid çetelerinin Şehit Rüstem Cudi kampını(Mexmûr) hedef almasıyla başladı, Mexmûrluların kendi topraklarında ‘mülteci’ yolculukları. Yine yollara düştüler; kadın, çocuk, yaşlı ve o gün dünyaya gelen çocuklarıyla. Yine diyoruz; çünkü 1990’lı yılların yakın tarihini bilenler hatırlayacaklardır bu ilk göçleri değildi. Türk devletinin baskı ve zulmünden kaçmak zorunda kalarak Güney Kürdistan yollarına ‘mülteci’ oldular. Mexmûr kampı direniş ve bedellerle bugüne kadar ayakta kalmış bir kamp. Bugün on bini aşkın Mexmûr’lu bu kez insanlık düşmanı Işid çetelerinin kampı hedef almasıyla Duhok, Zaxo, Diyana, Hewler ve Ranya bölgelerine dağıldılar. Çeteler, kampın milis güçleri ve HPG-YJA-Star savaşçılarının direnişleriyle püskürtüldü.
Ranya bölgesinde 5 bine yakın Mexmûrlu, 44 cami ve ana okullara dağılmış durumda. 1 ayı aşkın bir zamandır buradaki cami ve ana okullarında yaşamlarını sürdürüyorlar. Ziyaret ettiğimiz birçok cami ve okulda ilk gözümüze çarpan, kendi yaşamlarını bu zor koşullarda dahi örgütlemiş olmalarıydı. Kimi camilerde yüzü aşkın insan olmasına rağmen günlük yaşamlarını bir sistem çerçevesinde sürdürüyorlar. Geçmişten bu yana özgürlük mücadelesinde ağır bedeller ödemiş bir halkın örgütsel ve moral dünyalarında yer etmiş olan bu büyük birikimin izlerini her ayrıntıda görebiliyorsunuz. Yaşamın bilgeleri kendilerini her koşulda var edebiliyor.
Sohbetlerimizde ilk sözleri, Mexmûr kampı üzerinde oynanan oyunlardan duydukları rahatsızlıklar oldu. Özellikle bu süreçte dost ve düşman gerçekliğinin daha net ortaya çıktığını öfkeyle dile getirdiler. Mexmûr tarihi bir anlamda Ortadoğu savaş gerçekliğinin bir özeti durumunda. Yaşı ilerlemiş ve bu tarihin canlı tanığı olanların anıları, gelinen aşamada büyük bir yurtsever halk bilinci olarak kendi başına bir Kürdistan tarihidir. Kızlarını, oğullarını özgürlük mücadelesinde ölümsüzlüğe uğurlamış anne ve babalar, yeni göç yollarında, kendi topraklarında ‘mülteci’ olarak yaşamanın ağırlığını bir kez daha yaşıyorlar. Bu ağırlık hiçbir şekilde bir moralsizliğe ya da inançsızlığa yol açmıyor. Tam tersi ziyaret ettiğimiz hiçbir cami ya da okulda en ufak bir umutsuzluk emaresi göremezsiniz. Yaşam tüm canlılığı ve enerjisiyle akmaya devam ediyor..
Komünal yaşam
Günlük yaşam, doğal ama kendi içinde belirlenmiş bir işbölümü biçiminde devam ediyor. Listeler var. Mutfakçılar sayı kalabalıksa iki kişi olarak belirleniyor. Söylemeye gerek var mı bilinmez ama; zaten herkes birbirine yardım ediyor. Kendi öz savunmalarını kurarak nöbet sistemi de bir sıraya konulmuş. Kadınlar da nöbet tutuyor. Yemekler ortak ve sohbet eşliğinde yapılıyor. Yine cami avlusunda büyükçe bir sofra kurularak belirlenen saatte yeniliyor. Bildiğimiz ebatlardaki çaydanlıklar yeterli gelmeyince kazanlar devreye girmiş pratik olarak. Tencere ve kazanlarda çaylar pişiriliyor, demleniyor. Bizler de bir kazan dolusu şekerli ve demli çaydan nasibimizi aldık. Temizlik de aynı şekilde, çevre ve yaşam alanları titizlikle temizleniyor. Yaşanan zor koşullara rağmen kolektif, düzenli bir yaşam yaratılmış.
Bölge halkının desteği
Ranya’ya gelişin ilk haftalarında bölge halkının Mexmûr’luları hiç yalnız bırakmadığını öğreniyoruz. Hatta yemek yapmalarına dahi izin vermemişler. Her gün kazanlarla yemek getirerek halkın her türlü ihtiyacını karşılamışlar. Cami ve okullarda nöbet tutmuşlar. Konuştuğumuz hemen herkes Ranya halkının ilgi ve yardımlarından duydukları memnuniyeti bahsetmeden geçmiyor. Bu yaklaşımın büyük bir moral ve maneviyat gücü yarattığını ifade ediyorlar; günlerce bize arabalarla battaniye ve yiyecek taşıdılar, bizi sevgiyle karşıladılar…
Ve çocuklar…
Dolaştığımız her cami ve okulda çocuk sesleri var. ‘Yaşananlara anlam veremeyen çocuklar..’ gibi bir cümleyle yazıya başlanması beklenebilir; ama yaşananlara herkesten daha berrak bir cevap verecekleri kesin olan ‘Mexmûr’lu’ çocuklar, cami avlularında oyun oynamaya devam ediyorlar..
Ve kadınlar…
Kadınlar burada da yaşamın en büyük örgütçüleri ve yaratıcılarılar. Tencereler dolusu kolektif ‘sarma’ sarma birimleri ve çalışmayı bir özgürlük eylemi olarak algılamış arı bir bilinç, yaşama ayrı bir heyecan ve ruh veriyor. Bu da kadının asıl ve asil rengidir. Cami minarelerinin gölgesinde insan varlığının günlük kendini var ediş savaşı ‘mültecilik’ koşullarında daha derin anlamlar taşıyor.
Minarelerin, çanların, yakılan kutsal ateşlerin, insanlığa çağrısının üzerinden bin yıllar geçmiş olsa da hala kanlı vahşetler çağında demleniyoruz.
Bu yüzdendir ki ‘mülteci’ camiler ve boş okul binaları hala insanlık dersi vermek zorunda kalıyorlar. Acıyla değil, umutla savaşanlar ve direnenler, şimdi gerçek insanlık çağrıcısıdırlar.
Kürdistan’ın parça parça halinin resmi tarihlerin prizmasında kırıla kırıla gelinen noktada belli ki hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacak. Özgürlük mücadelesi ve halkların ‘ulus devlet’ sınırlarını tanımadığı ve tanımayacağı; Rojava devriminde görüldüğü gibi Şengal ve Ranya’da da bir kez daha tarihe notunu düşmüştür. Ranya bu gerçekliğin sadece küçük bir kesitiydi…
Avaşin Adar/Ranya


No comments