Dara Lawikê ve Dara Keçikê

![]() |
Nûjiyan Erhan |
Kürdistan toprakları belki de yüzölçümünden fazla kavuşamayan aşk hikâyelerine ev sahipliği etmiştir. Her bölgenin kendine has bu tür öyküleri vardır. Bazen aynı öykü başka bölgelerde farklı versiyonlarla anlatılır. Sözlü edebiyatın daha etkin olduğu bu coğrafyada dilden dile anlatılan hikâyeler doğal olarak zamanla aşınmalar da yaşar. Dinleyen farklı bir alana taşırken kendinden de bir şeyler katar anlatılanlara. Belki de her anlatıcı kendi
yaşayamadıklarını farklı kahramanların dilinden öykünün bir köşesine sıkıştırıverir kim bilir. Nasıl olsa savaşın, gözyaşının ve aşiret kanunlarının hüküm sürdüğü bu topraklarda aşklar ve aşk öyküleri yarım kalmaya mahkûm olmuştur. Dikkat edilirse anlatıcıların çoğu kadındır. Her kadının yarım kalmış bir öyküsü vardır buralarda ve her anlatıcı belki de anlattığında bulur kendini. Kimse onlara sormaz nasıl olsa ne istediğini, ne düşündüğünü ve hakkında neye karar verilmesi gerektiğini. Erkek kanunların bin yıllardır egemen olduğu Mezopotamya’mızda kadınlar erkek tanrıların esaretindedir de boğun eğmez kanunlarına, her fırsatta varlığını sürdürecek bir yol bulur kendine. Bazen bir öyküyle seslenir dünyaya bazen de klamlarla ulaştırır yaşadığı trajediyi. Ama hiçbir güç yetmez onu sessiz ve yaşanılanları gizli bırakmaya. Sessiz kalmak zorunda olduğunda ördüğü tüm el emeklerine ilmek ilmek nakşeder yüreğinin çığlığını. Bazen bir halı motifinde bazen de ellerine ve bedenine iğnelerle kazırcasına işlediği deqlerde varlık bulur yaşadıkları. Ve bu ülkenin her yerinde kavuşamayan bir aşığın öyküsü vardır diğerlerinin kendini içinde bulduğu. Belki de bu aşk öyküleri bu topraklarda yaşanılanların ortak birikimidir. Ya da hepsinin toplamı iki isimde vücut bulur. Yani bu isimlerde iki kişi belki de hiç yaşamamıştır.
Bu hikayelerden birine Cizre Kantonunun Koçereta bölgesinde rastladık. Dara Lavikê ve Dara Keçikê’nin öyküsü. Koçereta bölgesinin en yüksek yeri olan Qereço dağının tepesinde yaşanmış bu öykü. Anlatılanlara göre Kız ve oğlan koçermiş ve bu bölgede yaşıyormuş. Aşiretler onların evlenmelerine izin vermemişler. Kız ve oğlan kaçmaya karar vermişler. Zaten Koçer oldukları için yerleşik bir yerleri yok. Oğlan bir yandan kız bir yandan birbirini aramaya başlamışlar. Alan ova olduğu için çok uzak bir mesafeden bile arazideki her şey görülebilir ancak kız Qereço’nun yamacındaymış. Tam birbirlerini görebilecek mesafeye geleceklermiş ki o bölgenin çobanı bunları ayırmak için kıza oğlanın ovada öldüğünü söylemiş. Kız hemen oracıkta kendini öldürmüş ve öldüğü yerde bir ağaca dönüşmüş. Sonra çoban gidip oğlana kızın onun öldüğünü zannedip kendini öldürdüğünü söylemiş ve oğlanda orada yaşamına son vermiş. Oğlanın öldüğü yerde bir ağaç bitmiş. Ve yüzyıllarca insanlar bu ağaçları kutsal kabul edip adak adar olmuş. Çevre ve bölgede yaşayanlar gidip bu ağaçlara bezler bağlayıp dilekte bulunuyorlar. Bu ağaçların dalını kırmak yapraklarını koparmak ise çok büyük günah sayılıyor. Bunun önünü alabilmek için bir sürü rivayet oluşturulmuş. Günün birinde bir çoban oradan geçerken koyunlarını oğlan’ın olduğu ağacın altında dinlendirmiş keçilerden biri gidip ağacın dallarını yemiş ve çıldırıp tüm sürüye saldırmış ta ki o bölgeden uzaklaştırana dek. Belki de arayı bozan çobandan bu rivayetle intikam almak istemiştir bölge insanı. Ancak bu hikâyede kız ve oğlana isim verme gereği bile duyulmadığına göre belki de bu bölgedeki tüm aşk öykülerin kavuşmamasının tanımıdır Dara Lavikê ve Dara Keçikê. İki ağaçta dümdüz ve kupkuru ovanın ortasında yemyeşil gülümsüyorlar doğaya. Erkek egemenliğinin kuraklaştırdığı bu topraklarda aşklar her zaman yeşerir ve var olmaya devam edecektir. Bunun mesajını veriyor Koçereta’nın ölümsüz aşıkları.
Dara keçikê’nin olduğu yer Koçerata bölgesine hakim bir tepede. Kız hala oğlanı arıyordur belki de, ondan bölgenin üzerinde geziniyordur gözleri. Daha sonra 1966 yılında yaşamını yitiren Koçerata bölgesinin ağası Naif Paşa Dara Keçikênin yanı başında türbesinin yapılmasını vasiyet etmiş. Kürtlerde şöyle bir inanış vardır bakire olarak ölen genç kadınlar kutsaldır. Bundan belki de yeryüzünde yaptıklarının affedilmesi için Ağa bu genç kadının gölgesine sığınmak istemiş olabilir. Çünkü söylenenlere göre Ağa bölgenin yarısını Araplara satmış ve bu paralarla Türkiye Cumhuriyetiyle arasını düzeltmek için onlara hediye olarak iki helikopter satın alıp, göndermiş. Yani tamda Kuzey Kürdistan da Kürt isyanlarının olduğu ve devletin vahşiyane yöntemlerle halka saldırdığı dönem. Zaten bu aileye paşa ünvanı Osmanlılar tarafından verilmiş. Paşa ailesinin devletle ilişkileri iyiymiş. Paşa’nın yanında çalışan ve paşa ölünceye kadar yanında olan yaşlı bir amcanın anlattığına göre Paşa’nın Suudi Araplarla da ilişkileri çok iyiymiş. Yani paşa egemenlerle arasını hiç bozmamış halkına karşı yürütülen katliamlara rağmen.
Ayrıca Paşa’nın on eşi ve 12 oğlu varmış. Kızlarının sayısını bilinmiyor çünkü kız çocuklarını değerli görmedikleri için sayısını kimse bilmiyor ve çocukların sayısı verilirken kızları saymıyorlar. Kadınların her biri farklı aşiretlerden bazıları da ölen kardeşlerinin eşleri. Yani ölen kardeşlerinin eşlerini kendi nikâhına almış. Ancak bölgedekiler eşlerinin sayısının yirmiyi bulduğunu söylüyor. Büyük bir ihtimalle evlendiği kadınlar aracılığıyla diplomatik ilişkilerde geliştirmiş Naif paşa. Çünkü bölgenin önde gelen Arap aşiretlerinden de eş edindiği biliniyor.
Vasiyetinin bir nedeni de şu olabilir; Paşa öldükten sonra bile halk üzerindeki etkisi kırılmasın ve insanların gözü önünde olsun diye mezarını bölgenin en stratejik yerine yerleştirme gereği duymuş olabilir. Şimdi Dara Keçikê’nin gölgesinde Paşa sülalesinin aile mezarlığı var. Paşa ailesinden özgürlük mücadelesine katılıp yaşamını yitiren Roza Derik’in mezarı da burada yer alıyor.



No comments