Erdoğan IŞİD’in Yandaşı Mı?
Türkiye’nin yeni Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ayağının tozuyla dış ülkelere ziyaretlere başladı. Galler’in Cardiff şehrinde toplanan NATO zirvesinde kimi devlet başkanlarıyla da görüşmelerde bulunmuş. Bu görüşmelerde Obama’ya F. Gülen, Merkel’e telefon dinleme, Hollande’ye de Ermeni sorunu konusunda sitemlerde bulunduğunu öğreniyoruz. Suriye, Irak ve Ukrayna konusunda bir dizi uyarıda bulunmayı da ihmal etmemiş! Özellikle Obama ile yaptığı görüşme birçok konuda ipucu vermesi, gerçek niyetlerini dışa vurması açısından oldukça önemli.
Bilindiği üzere NATO zirvesinin temel gündemlerinden biri de IŞİD’e yönelik alınacak önlemlerdi. Tabi konu IŞİD olunca Türkiye’nin de söyleyecek sözleri vardı. Zira Suriye’de kriz başlar başlamaz B. Esad’ın devrilmesi için tüm gücüyle ÖSO’yu (özgür Suriye ordusu),onun içinde yer alan ancak daha sonra ayrılan El-Nusra cephesi ve Irak El-Kaide’si olarak bilinen ve ondan bağımsız olarak hareket etmeye yönelip adını da IŞİD olarak değiştiren örgütleri destekledi. Hem eski dostu ve kardeşi(!) Esad’a hem de Rojava devrimine karşı bu örgütlere sınırlarını ve tüm olanaklarını cömertçe sundu. IŞİD, Rojava devrimine saldırdığında kimsenin ses çıkardığı yoktu. Ta ki Musul’u ele geçirip de Türkiye konsolosluğunda bulunan 49 görevliyi rehin alıp Şengal’i de düşürdükten sonra Hewler kapısına dayanıncaya kadar. Bu saldırılarda KDP yıpranırken, IŞİD, saldırılarını Maxmur ve Şengal dağında durduran, ardından da büyük oranda kıran HPG ve YPG güçleri güç ve prestij kazanırlar. Tam da bu aşamada işbirlikçileri ve kendi çıkarları tehlikeye giren hegomon güç devreye girecek ve kurtarıcı rolüne bürünecekti. Önce palazlandırılan IŞİD şimdi de törpülenmeli, hizaya getirilmeli, halklar nezdinde büyük itibar kazanan PKK’nin de önü alınarak gerçek kurtarıcı sahneye çıkmalıydı!
İşte NATO bu zirveyle yapılacak müdahaleyi de tartışmaya açmıştı. Yeni oluşacak olan Irak hükümetine silah yardımı da temel gündemlerden biriydi. Öyle anlaşılıyor ki bu müdahaleden en fazla kaygılanan Türkiye cumhuriyeti oluyor. Bu yersiz kaygılarını Erdoğan, Obama’yla da paylaşmış. Bu kaygılarına bakınca Kürt sorununu çözmekten çok dış desteğe de dayanarak sınırlı bazı adımlar atarak tasfiye hesabında olduğu düşüncesine kapılmamak elde değil. Şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çekincelerine ve bunların ne anlama geldiğine bakalım.
IŞİD’e silah yardımında bulunmuş olan Erdoğan, IŞİD’e karşı Bağdat’a silah yardımında bulunmasına karşı çıkma nedenini, “Bölgede devam eden bir çözüm sürecindeyiz. Bu süreçte silahların kontrolsüz bırakılması bizim iç barışımıza da tehlike oluşturur, çözüm sürecimizi geciktirir. Silahlar dönüp bizim çözüm sürecimizi vurabilir,” şeklinde izah etmektedir. Bunun mantıklı bir izah olmadığı açıktır. Bu, bölgede çete saldırılarına karşı koyabilen yegane güç olan PKK’nin zayıf düşmesini, IŞİD’e karşı koyamaz duruma gelmesini istemek anlamına gelmektedir. Üstelik bu silahların PKK’ye ulaşmayacağı bilindiği, engel olunmazsa K. Kürdistan’da silahlı mücadele yerine siyasal-demokratik mücadeleyi esas almak istediği, bunun için hükümeti müzakere masasına çekmek için çabaladığı bilindiği halde. Bu zihniyete göre güçlü bir PKK, iç barış için tehlike arz ediyor. Ancak zayıf ve iradesi kırılmış bir PKK ile barış yapılabilir.
Yine Erdoğan, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması gerektiğine dikkat çekiyor. Yani her halükarda bağımsız bir Kürt devletine karşı olduğunu vurguluyor. IŞİD’e karşı bir koalisyonun kurulmasına da karşı çıkarak, bunun Esad’ı güçlendireceğini söylüyor. IŞİD’in güçlü olarak kalması ve Suriye ile Rojava’ya saldırması beklentisi canlı tutuluyor. Zira IŞİD en fazla Rojava’ya saldırıyor. TC. devleti IŞİD’e komşu olmak istiyor; yeter ki Kürtler demokratik özerk kantonlara sahip olmasın.
Musul’da IŞİD tarafından rehin alınan-ki bu olayın danışıklı yaşandığını iddia edenlerde az değildir-49 elçilik görevlisinin can güvenliği gerekçe gösterilerek her türlü operasyona karşı çıkmaktadırlar. Bunun insani açıdan anlaşılır bir tarafı vardır. Ancak binlerce insanı öldürme pahasına IŞİD’i palazlandırdıkları düşünülürse bunun da gerçeği izah etmeye yetmediği ortadadır.
Suriye’de, Rojava’da, Musul ve Şengal’de milyonlarca insanın göçertilmesine, binlercesinin öldürülmesine, bunca vahşi uygulamalara karşı pratik-aktif bir tutum içerisine girmemek, bundan da ötesi katliamdan kaçıp da sınıra yığılanların üzerine kurşun sıkıp gaz bombaları atmak, her türlü engellemeye başvurmak hiçbir insani tutumla bağdaşmazken, rehineleri gerekçe göstermeleri ancak ikiyüzlülüklerini, vicdansızlıklarını açığa vurur.
Erdoğan IŞİD’e karşı güçlü bir direnişin gelişmesini istemediği gibi, üyesi olduğu NATO’nun da, en sadık(!) müttefiklerinin de IŞİD’e yönelik askeri operasyonlarına, basit hesaplarla ve Kürtlerin kazanım elde edebileceği kaygısıyla yanaşmaz görünüyor.
Yaşanan bunca gelişmelerden ve katliamlardan sonra can alıcı soru şu; Erdoğan Kürtlerle savaştan mı yana, barıştan mı? Erdoğan insanlıktan mı yana yoksa IŞİD’den mi yana? Erdal MARDİN
No comments