Gazeteci Xeyrî Kızıler: Şingal trajedisinin sorumlusu kim?
(İkinci Bölüm)
10 aydır Şingal’de êzîdi halkı ile birlikte yaşayan özgür basın çalışanı Xeyrî Kiziler, Şingallilerin bütün yaşadıklarına anı anına tanıklık eden tek gazeteci. Bütün dünya 21. Yüzyılda Êzîdîlerin yaşadığı trajediyi ondan duydu. Herkesin televizyon ve radyoları başında pür dikkat dinlediği gazeteci Kızıler zaman zaman elindeki kamera ile bir kurtarıcı gibi görüldü. Her kamerasının kayıt düğmesine bastığında gördüğü gözlere dayanamayarak gözyaşı döken Kızıler’i kimi zaman çocuğunu susuzluktan bir taşın altına gömmüş anne teselli etti. Şingal’deki trajediyi anı anına belleğine ve kamerasına kaydeden Kızıler, 9’uncu gün êzîdilerin yolculuğuna da tanıklık ederek Newroz Kampı’na kadar geldi. Rojava’da görüştüğümüz Kızıler, hasta olduğu için arkadaşlarınca gönderilmek istenmemesine rağmen “benim onların yanında olmam lazım” diyerek tekrar Şingal Dağı’na döndü. Kızıler, Musul, Şingal, saldırının ön hazırlığı, dağda şahit olduklarını ve hissettiklerini anlattı.
• Şingal Dağı’nda mı?
Evet insanlar dağa çıkmıştı. Hala Şingal’den gelişler vardı; ancak DAIŞ o yolu tutmuştu. Dağın üst taraflarından silah sesleri gelince herkes panikledi. Sonra öğrendik ki DAIŞ’ın saldırısını tahmin eden YPG güçleri öncesinden gelmiş dağa konumlanmış. 7 kişi olduğunu öğrendiğim grup DAIŞ’ın gelebileceği iki noktayı da tutmuştu. Şingal’den gelen yolun zirveye ulaşan yolunu ve diğer taraftaki yolu tutmuşlar. DAIŞ 6 arabayla ağır silahlarla dağa ilerlemek istiyor. Dağın zirvesine yaklaşmış, eğer gelirse büyük bir katliam yaşanacak. 200 bin insan var. Bizler de endişelendik bu silah sesleri neyin nesidir diye. Sonra YPG güçlerinin gelen DAIŞ araçlarını vurduğunu, bir aracı imha ettiğini, 2 kişiyi öldürdüğünü, 4 silahlarına el koyduklarını öğrendik. Zaten diğer tarafta yol daha kötü olduğu için hiç ilerleyemiyordu çeteler. Dağın yamacında ve dağda kimi köyler vardı. Kersê bunlardan biri. Ve bu köylerde iş makinaları vardı. YPG’nin yaptığı diğer bir iş de bu iş makinalarıyla hemen yolları kapatmak oldu.
• Dağa çıktıktan sonra da sık sık televizyonlara bağlanıp durumu aktarıyordunuz. Telefon problemi yaşanmaması da bir şans sanırım.
Aslında dağa çıktıktan sonra çektiğim görüntüleri aktarma derdi başladı. Acaba internet çekiyor mu çekmiyor mu, biraz araştırdım, nokta nokta gezdim. Sonra bir noktada sinyalin olduğunu fark ettim. Saldırıdan bir gün sonra akşam ancak görüntüleri atabilmeyi başardım. Sonradan halkın içinde dolaştım müthiş bir umutsuzluk vardı. Yerinden kıpırdayamıyordu insanlar, bir yere gidemiyordu. Dağdasın zaten su, erzak, yiyecek sorunu var. Gündüz sıcak, gece buz gibi dayanılacak gibi değil. Ve çıkacak bir kapı yok.
•Her halde her şeye rağmen en önemli ihtiyaç suydu. Su ihtiyacı nasıl giderildi?
Kersê Şingal Dağı’nın bir ucunda Çilmêra da bir ucunda. İki köy arasında tankerlerle sık sık su taşınmaya başlandı. Tankerin ulaşamadığı noktalar ve hala yolda olanlara da özellikle, dağdaki köylerde yaşayan gençler sırtlarına su mataralarını, bidonlarını alarak susuz kalan insanların yardımına koşuyordu. TEV-DA çalışanları bu örgütlenme işini çok kısa sürede yaptı, insanları harekete geçirdi. Oradaki koordinasyonu sağladı. YPG de zaten güvenliği sağlıyordu. İlk etapta böylece dağın güvenliği sağlanmış oldu. Çünkü ikinci üçüncü günü DAIŞ’ın dağa yönelik herhangi bir yönelimi olmadı. DAIŞ ilk darbesini yemişti.
• Bu durum canını kurtaran Êzîdîlerde nasıl bir duygu oluşturdu?
İnsanlar dağa ulaşmış, YPG yolları tutmuş bu biraz da olsa bir rahatlama yarattı. Ancak artık insanlar “nasıl çıkacağız” sorusunu soruyordu. Gazeteci olduğum için her şeyi bilebileceğimi düşünüyorlardı ve KCK’nin yaptığı açıklamadan sonra herhangi bir gücün gelip gelmediğini sık sık soruyorlardı. Sonra büyük bir YPG gücü çatışa çatışa Şingal Dağı’na ulaştı. Hemen ertesi gün Halk Savunma Merkezi Komutanı Murat Karayılan’ın açıklamasından sonra bir tabur HPG gücü çatışa çatışa dağa ulaştı. Evet dağın güvenliği vardı; ama bu güvenliği güçlendirmek gerekiyor. 5 Ağustos günü yerel milis güçleri örgütlendirildi Şingal Direniş Birlikleri adı altında. Yerelde bulunan aşiretler YPG’lilerle görüştü. Ne yapabilirizi tartıştılar. Terk etmek istemiyorlardı topraklarını. Êzîdîler direngen bir halk bir de silahlılar. Belki çok ağır silahları yoktu; ama savaşan bir halk. Mevziler oluşturdular dağın güvenliği beşinci gün tamamen sağlanmış oldu. 7 kişilik YPG gücü kısa sürede 2 bin kişilik bir güce dönüşmüştü. Halk bunu görünce kendisini güvende hissetmeye başladı. YPG ve HPG’nin gelmesiyle büyük bir umut gelişti.
• Bir yandan da kimi televizyonlar helikopterlerle insani yardımın yapıldığını belirtiyordu. Bunu da biraz anlatabilir misiniz?
Dördüncü gündü sanırsam helikopterlerle erzak getirildi. 200 bin kişi söz konusu olunca gelen yardımlar bir ceviz kabuğunu dolduracak kadar değildi. Ve buna rağmen insanlar demek ki bir duyarlılık var, acılarımız insanlara ulaşmış hissiyatını taşıyordu. Bunu da söylemek gerekiyor. Yardım getiren bir helikoptere kurtulmak için asılan iki yurttaş yüksekten yere düşerek yaşamını yitirdi. Yine helikopterle atılan yardım paketleri iki yurttaşın üzerine düşerek yaşamını yitirmelerine neden oldu. Sonra YPG Rojava’dan henüz yolun güvenliği tam sağlanmamasına rağmen kamyonlarla erzak getirmeye başladı. Helikopterlerle su, ilaç, süt gibi ihtiyaçlar taşınırken, YPG de un, şeker, tuz gibi temel gıdaları dağa ulaştırdı. İlk etapta 5-6 kamyon erzak geldi. Ronahi Tv’den de gazeteci arkadaşım Botan Gulan da böylece dağa geldi. Hem güvenliğin sağlanması, hem erzağın ulaşması, hem de her ne kadar yollar güvenli olmasa da yaralıların YPG tarafından Rojava’ya ulaştırılması halkta bir umut yaratıyordu. İlk 4 günlük hava başkaydı sonraki hava bambaşkaydı, bunu biz de hissediyorduk.
• İlk dört günden sonraki havanın bambaşka olmasından neyi kastediyorsunuz?
Örneğin bir traktör dağa çıkmak isterken devrilmişti 5 kişi yaşamını yitirmiş, 22 kişi de yaralanmıştı ve bunların yarısının durumları ağırdı. Bunlar ilk etapta tahliye edildi. Yine Türkmenlerden hasta olanlar vardı tahliye edildiler. Bir umut oluştu. Hatta biz gitmeyeceğiz sesleri yükselmeye başladı. Ancak bu kadar insanı dağda barındırmak mümkün değildi. Aslında YPG yetkilileriyle konuşuyorduk “insanları şu anda da çıkarabiliriz ama yüzde yüz garantisi yok” diyorlardı. “Halkın başına bir şey gelmesini istemiyoruz” diyorlardı. “Güvenli olmayan yollardan biz geliyoruz erzak getiriyoruz ama halkı götüremeyiz şimdilik” diyorlardı. Taki 8’inci gün güvenlik tamamen sağlandıktan sonra artık sağlam koridor oluştu. Rojava’dan kamyonlar gelip insanları alıp gidiyordu. İnsanların yüzde 80’i 2 gün içinde tahliye edildi. 9’uncu gün ben de yolda yaşananlara tanık olmak için Êzîdîlerle yola çıktım. Belli bir süre yürüyorlardı sonra kamyonlar onları alıyordu. Zaten acil durumlar için araçlar dağın yamacına kadar geliyordu. Zaten siz de tanık oldunuz bu yürüyüşe.
• Şingal eteğinden Êzîdîlerin yürüyüşüne birkaç saat eşlik ettim. PKK’ye Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a ve Rojava’daki yönetime ciddi bir güven duyulduğuna tanık oldum. Dağda durum nasıldı?
Bütün röportajlarımızda herkesin ilk sözü “pêşmerge bizi sattı” idi. “Binlerce kızımız kaçırıldı, binlercemizi öldürdüler, cezaevine attılar. İnsanlarımızı camilere toplayıp zorla müslümanlaştırmaya çalıştılar ve katlettiler” diyorlardı. PKK de diyemiyorlar “PPK bizi kurtardı biz ondan önderliğinden razıyız. Bizi kurtarırsa PKK kurtarır” diyorlardı.
•Ama Güney’den yayın yapan kimi televizyonlar, ajanslar “pêşmerge çatışıyor, ABD vuruyor” diyordu.
Bizler de her ne kadar televizyonlardan ajanslardan yansıyanları takip edemesek de kimi zaman güneyli bazı yayınların yalan haber yaptığı duyumunu alıyorduk. Örneğin pêşmergelerin çatıştığı, ABD’nin DAIŞ noktalarını vurduğu, insanlara yardımların yeteri kadar ulaştırıldığı gibi yalan haberlerin yapıldığını duyuyorduk. Bu insanları incitiyordu. Ama biz öyle bir şey görmedik. TV’lere katıldığımda da söyledim yoğun bir hava hareketliliği vardı, keşif uçakları sabaha kadar geziyordu; ama herhangi bir nokta ciddi anlamda vurulmuyordu. Bir iki defa Sinunê’den bir defa da Şingal’den ses geldi. Bunun dışında çeteleri vurma konusunda bir şey yoktu. Biz dağdaydık ve herşeye hakimdik bir şey görmedik. Çünkü öyle koşullarda insanların kulakları radar gibidir. Sanırsam 5-6’ıncı gününde bir grup pêşmerge helikopterle geldi halk bunlara saldırdı. PKK güçleri halkı sakinleştirdi pêşmergeleri korumaya aldı. Daha sonra YPG’nin açtığı yolda bir grup pêşmerge geldi. 70-80 kişilik bir gruptu, halk bunlara da tepki gösterdi. Yine halk sakinleştirildi. En son ABD heyeti ile birlikte peşmergeler geldi ve halk yine saldırdı. Halk pêşmergeleri istemiyordu. Çünkü kendilerine “ihanet” edildiğini, “satıldıklarını” ifade ediyorlardı.
• Saldırı öncesi sizin dışınızda Şingal’de hiç mi gazeteci yoktu. Bunlara ne oldu?
Şingal’deyken birçok televizyon çalışıyordu. Gali Kurdistan, Kurdsat ve Rudaw da vardı. Ama dağda 8 gün boyunca tek bir tanesini bile görmedim. Bütün dağı dolaştım ama göremedim. 4. gününde Ronahî TV geldi. Sonradan öğrendim Rudaw’ın görüntüsü var. Her gelen helikopterde bir görevli vardı elindeki Ipad ile görüntü çekiyordu. Rudaw’ın yayınlandığı görüntüler o görüntülerdi. Artık satın mı almış yoksa kendileri mi görevli kılığına girip helikopterle gelip çektiler bilemiyorum. Yani halkın arasından çekim yapan tek bir yayın yoktu.
• Şingallilerle yolculuk ettikten sonra direk Newroz Kampı’na da gittiniz. Oradaki durumu da aktarabilir misiniz?
İnsanlarda kısmi bir rahatlık vardı. Temel ihtiyaçların karşılandığını gördüm. Temizliklerini yapmışlar, çadırları var, elbiseler getirilmiş, çocuklara süt, sıcak yemek vardı. İçme suyu ihtiyacı karşılanmış yatak sorunu yok. Herkes kaç günün yorgunluğunu atmaya çalışıyordu.
• Biz de kampı dolaştık ve gençleri pek göremedik sizin de dikkatinizi çekti mi?
Evet konuştuğum herkes gençlerini Şingal Dağı’na geri göndermiş. Oğulları getirmiş onları ve oğullarını geri göndermişler. Bir çok anne “biraz önce oğlumu gönderdim” diyordu. İnsanlar Şingal’den vazgeçmediler. Gençler geri döndü savaşmak için. “Orası bizim ata mekanımız kutsal yerlerimiz, PKK’nin içinde bütün inançlardan Êzîdî olmayan insanlar İran, Türkiye ve Suriye’den Kürtler bizleri kurtarmak için gelmişlerse bu bizim için namus meselesidir. O zaman biz vazgeçmeyeceğiz” diyorlardı ve geri dönüyorlardı.
• Peki şu an Şingal Dağı’nda durum ne?
Hala dağ eteklerinde insanlar var. Güvenlik meselesi sadece DAIŞ değil, su, yemek, soğuk bile güvenlik meselesi. DAIŞ nedeniyle ölmüyorlar; ama soğuktan sususuzluktan ölüyor insanlar. Hala güvenli bölgelere ulaşmaya çalışanlar var. Yaklaşık 10 bin kişi dağın güvenli bölgelerinden ayrılmak istemiyor. Orada kamp kurulmuş çadırlar kurulmuş.
• Siz niye geri dönüyorsunuz. Sağlık problemleriniz de var edindiğim bilgilere göre?
On aydır bu insanların arasındaydım. Kendi içimde bir umutsuzluk vardı bu 200 bin insan nasıl olacak diyordum. Orada bulunan 7 bin pêşmerge o 7 YPG’linin yaptığını yapamazmıydı. Yapmadılar. Sadece “karar verilmiş hepsi çıkmak zorundaydı” demekle bu sorunu açıklamak doğru değil. Hiç mi onurlu bir insan yoktu aralarında. 200 bin insanı nasıl güvensiz bir ortamda bırakıp gidersiniz. Her gün ölüm haberleri alıyorduk ve bizde de bir inançsızlık oluşuyordu; ama onlara yansıtmıyorduk hep iyi olacak diyorduk. YPG’liler bir şey söylediyse mutlaka olur diyorduk. Ama her gün ölenler var deniliyordu. Ailesinden kayıp olmayan darmadağın olmayan yoktu. Ama sen kendi psikolojini yansıtamıyorsun. Böyle bir ortamda “direnin olacak bu iş” dedikten sonra onların yanında olmamak olmaz. Yolu takip etmek için, teknik kimi eksikliklerimi tamamlamak için Rojava’ya geldim ve geri dönüyorum. 10 aydır o insanlarlayım. ÇIRA TV’ye aynı zamanda program yapıyordum insanlarla haşir neşirdim. Onun için döneceğim. Buraya geldiğimde insanlar arıyor ben onlara Rojavadayım dememek için telefonuma yanıt vermiyorum. Elit bir gazetecilik yapmıyoruz. Arkadaşlar gitme başka arkadaşı gönderelim, sağlık sorunların var diyor. Doğru sorunlarım var; ama insanların da daha ciddi sorunları var. Dolayısıyla yalnız bırakmak istemiyorum.
• Televizyonda sizleri dinlerken çok zorlandığınızı hissediyordum. Biraz anlatır mısınız ne hissediyor dunuz?
Televizyonlar çocukları sorarken ağlıyordum telefonu kendimden uzaklaştırıp biraz sakinleştikten sonra aktarmaya devam ediyordum. Çocuklar ve yaşlıların durumunu görünce dayanılacak gibi değildi. Annelerin figanları. Çoğu zaman görüntü çekerken o ağlıyor ben ağlıyorum. Bazen benim ağladığımı görünce onlar susuyor beni teselli etmeye çalışıyorlardı. En çok zorlayan ilk gündü. IMC TV’ye bağlandığımda ağladım. Orada da söyledim bu ikinci Harpagos olayıdır. (Perslerin tarafına geçerek MED’lere ihanet eden komutan) Benim mantığım oraya götürdü beni. Sen nasıl “gidiyorum” bile demiyorsun. En azından böyle bir kararın mı var. “Terk edin biz de çıkacağız” dersin. Hazır yol güvenlikli iken. Ama kimseye söylemeden 450 bin insanı terk edip gidiyorsun bunu nasıl izah edersiniz. Kimi yayınlar da çıkıp yalan haberlerle pêşmerge orada filan diyorlar. Kuzeydeki devrim sürecinde basının kirli yüzünü gördük; ama Rudaw kadarını görmedik. Bunlar kadar kepaze bir yayıncılık yapan televizyonculuğu ilk defa görüyoruz. Dünya da görmemiştir. Rudaw’ın o en esaslı çalışanları Kürt halk mücadelesine ihanet etmiş şahsiyetlerdir. Ne beklenebilir ki bunlardan.
ABDURRAHMAN GÖK
(Röportajdan sonra gazeteci arkadaşımız Xeyri Kızıler yeniden kamerasının yönünü Şingal Dağı’na çevirmek için yola çıktı)

No comments