Breaking News

Katliam fermanlarına direnen toplum: Êzîdîler

Kadim dinimiz Êzîdîlik
Kürdistan ve Yukarı Mezopotamya tarihinin seyir defterine benzeyen Êzîdîlikte, farklı elementleri görmek aslında Êzîdîlik’in sırrına da yakınlaştırır. Uzun bir geçmişe sahip, kadim bir kültür Êzîdîlîk, Kürdistani dini motiflerin yanı sıra daha çok İbrani dinlerin etkilerini de taşımakta. Yine Hiristiyanlık ve İslami ögeler de aynı şekilde Êzîdîlik’in genel resmindeki yerlerini alıyor.
Êzîdîlik ile ilgili yazılan her yazının ilk satırında  Êzîdîliği en iyi tarif eden ”kadim” sözüne rastlanır. Bu kelime, aynı zamanda Êzîdîlik tarihinin yansıtılmasında herkesin önüne çıkan sırrın da efsununu taşıyor. Geçmişten bugüne sözlü olarak aktarılan bir tarih ve sözlü olarak aktarılan dini metinlere elbette sadece kadim sözü bir efsun katmamakta. Yüzyılları sözün kanatlarına, sözün Simır’ına (simurg) yükleyip bugünlere taşımış olmanın sırrıdır bu efsunu yaratan.
Êzîdîlik’in kadimliği, Zerdüştün ve öncesinin de tanıklığına kadar uzanır. Yaygın kanının aksine Êzîdîlik, Zerdeştlik değildir ancak her eski Kürdistani din gibi Êzîdîler, Zerdeştliği doğuran kültürün ortak sahiplerindendir. Hafızalarına kazınmış 72 kırım fermanına rağmen hoşgörüyü, iyi niyeti felsefesinin, diyanetinin merkezine yerleştirmiş Êzîdîlik, sadece kast sistemi ve tarihsel olarak takip edebildiğimiz Şêx Adî’den ibaret olmayan, işgal ve kırım seferlerine karşı içinde Mezopotamya ve Kürdistan’ın dini tarihinin bir hafızasını barındıran muazzam bir direniştir.
Tarih öncesi
Konvensiyonel yöntemlerle Êzîdîlik’in tarihine yaklaşmak sadece yanlış sonuçlara ulaşmayı sağlar. Bu anlamda, yazılı kaynakların bahsettiği dönemlerden önceki Êzîdîlik tarihi, rituel, mit ve dini metin okumalarından faydalanılarak yapılacak analizlerle aydınlatılmaya çalışılmakta. Bu nedenle bu döneme “tarih öncesi” demek daha uygun olabilir. Bu yüzden Êzîdîlikte kozmogoniyi aktaran bir qewl (dini metin türleri içinde en yaygın olanlardan) ile bu sır dünyasına adım atmakta fayda var:

Li min cema dibûn babzere
Ji behrêt giran em bideyn xebere
Tê hene dur û cewhere

Wekî padşayî li durê bû
Hisyatek jê çihê bû
Şaxa mihbetê ava bû.

Kirine rikn û rikinî
Dur bi heybetekê hincinî
Taqet nema hilgirî.

Dilê min da nemabû tû core
Lalişek ava kirin li jore
Derge lêdan, qublet il-dor e.

Qendîla ji bana nezilî
Pedşê min pê hilanîbû çave
Pedşay çî gote dûrê
Ji dûrê weryabû ave.
Av ji durê werya
Bû behir û pengiya
Padşê min merkeb best, tê gerya.
İhtirama değer insanlar etrafımda buluşuyordu
Büyük okyanuslardan bahs edelim
İçinde inci ve cevher mevcut.

Padişah [tanrı] incide olduğunda
Bir hissiyat belirdi kendisinde
Muhabbet dalı oluştu.

Esaslar oturtuldu ve [o] esasını buldu
Heybet ile inci parçalandı
O artık [tanrıyı] taşıyacak gücü bulamıyordu kendinde.

Yüreğimde hiç bir acı kalmadı
Bir Laliş inşa ettiler yücelerde
Kapısını yerleştirdiler [ve] adını Qublet il-bıdore koydular.
….
Kandil yücelerden indi
Padişahım içine gözünü yerleştirmişti
Padişahım inciye ne anlattı
İnciden su boşalmıştı.
Su inciden döküldü
Okyanus oldu ve coştu
Padişahım bir bineği eyerledi ve üzerinde gezindi.
(Zebûnî Meksûr qewl’inden alınmıştır)
Bu qewl’in anlattığı dünyanın oluşumu, içinde tanrıyı barındıran bir inciden yola çıkmakta. Tanrının ağırlığını taşıyamayan inci patlamakta ve dünyayı okyanuslar kaplamakta. İşte bu kadim yaradılış, döneminde Êzîdîlik’in kutsal mekanı Laliş’de ortaya çıkıyor. Dünyanın yaradılışını anlatan bu qewl’i kabaca aktarırsak; tanrı daha sonra bu ilk okyanustan dünyayı yaratacaktır, yeryüzüne hayatın yayılacağı mekan da kutsal (nûranî) Laliş olacaktı. Eski İrani (Zerdeştlik öncesi) dinlerin benzer kozmogoni anlatımları olduğunu anımsatmakta fayda var elbette. Çünkü bu benzerlikler bu dini kimliğin ve diyanetin “kadimliğinin” delillerini barındırmakta. Hiç şüphe yok ki bu yaradılış miti ilk Hint-İrani mitlere kadar dayanan izler taşımakta (yani günümüzden 4 bin yıl öncesine kadar. Ama en azından 3 bin sene geriye giden izlerdir bunlar).
Sümerler’in arpa hasadından Çarşema Sor’e
Bununla birlikte, Êzîdîlik bir o kadar da Mezopotamya’ya aittir. Êzîdîlerin yılbaşı kutlamaları tesadüfen Nisan ayının başlarına denk gelmemekte. Selevkos takvimine göre, Nisan ayının ilk çarşambası ”Çarşema Sor” yani Kırmızı Çarşamba’dır. Bu çarşamba yılbaşı olarak kutlanır. Eski Mezopotamya’nın akitu (Sümerce de akiti ”şegurku” yani arpa hasadı tabirinden gelmekte) olan ve aynı döneme rastlayan yılbaşı festivali de Nisan ayının ilk 11 gününü kapsamaktadır.
Kürdistan ve Yukarı Mezopotamya tarihinin seyir defterine benzeyen Êzîdîlikte, farklı elementleri görmek aslında Êzîdîlik’in sırrına da yakınlaştırır. Uzun bir geçmişe sahip, kadim bir kültür Êzîdîlîk, Kürdistani dini motiflerin yanı sıra daha çok İbrani dinlerin etkilerini de taşımakta. Êzîdîlikte çoğunlukla Kürdistani dini motiflerin yanı sıra erkeklerin sünnet edilmesi, biskbir (zülüf kesmek) gibi ritueller daha çok İbrani dinlerin katkısını taşımakta. Yine Hıristiyanlık ve İslami ögeler de aynı şekilde Êzîdîlik’in genel resmindeki yerlerini alıyorlar.
Enzel ve alem el-ğeyb
Êzîdîlikte yaradılış öncesi dönem Enzel olarak tabir edilir. Enzel, yaradılışa yol açacak olaylar zincirinin öncesindeki statik, zamanın olmadığı hareketsizliği ifade eder. Bu, eski İrani inanışlarda kusursuz ideal dünyaya denk geliyor ki bu dünyada enerji, hareket ve ışık yoktur. Ahuramazda’nın yarattığı bu dünyaya dışarıdan Mitra’nın müdahalesi ile hayat, hareket, enerji ve ışık gelecekti (Mitra’nın ideal dünyadaki öküzü kurban etmesi ile hayat başlar). Bu ideal dünya tıpkı inci gibi kapalı küçük bir dünyadır ve sadece Mitra’nın müdahalesi ile genişler. Enzel’in bu şekilde ideal yaradılış olarak algılanıp algılanmadığı konusu henüz tam olarak yanıt bulmuş değil. Êzîdî sözlü metinlerinin ve Êzîdî dini alimlerin vereceği bilgiler ışığında bu konu tam olarak aydınlatılabilir. İnci, Enzel döneminde var ile yok arasındadır, çünkü sadece Tanrı’nın görebildiğidir. Yaradılıştan sonra da bu ilk varlık hali devam eder. Fakat esas bir gerçeklik olarak; bu aşamada alem el-ğeyb (kayıp dünya) olarak adlandırılan dünya içinde yaşadığımız dünyayı aydınlatır. Bu dünyevi olmayan varoluşlar dünyeviye yani zahire evrilebilmekte. Dikkate değer bir husus da şudur; dünyevi olmayanın (menog) maddeye (getig) evrilmesi Zerdüştlük’ün yaradılış mitinde merkezi bir role sahiptir. Burada Êzîdîlik ile Zerdüştlük arasındaki benzerliği görmek mümkün.
Dünyevi olan
Êzîdîlikte dünyevi olan aslında yaradılışın son halini tarif etmekte ve bu kozmogoninin son aşamasını oluşturmaktadır. Su, okyanus, ağaç, iki kuş (tanrı ve Tawusî Melek), yılan, Laliş, yer ve gökyüzü, dört element; bitkiler, Adem, çağlar (Adem Çağı, Nuh Çağı vd. peygamberlerin çağları), Şehîd bin-Cêr (sadece Adem’den olan Şehîd bin-Cêr Êzîdîlerin atası olarak halk arasında bilinir) ve Şêx Êzî (tüm çağlara tanıklık ettiği ve halen dünyada bulunduğuna inanılır). Êzîdî inancında dünyevi olanın yaradılış aşaması ile alakalı olup tüm bunlarla ilgili sözlü metinler geniş bir dini ve edebi tür yelpazesinde mevcutlar. Şêx Adî’nin zamanı yada çağı sözlü anlatımda inancın yaradılışı ile ilgili olduğundan önemli bir yer alır. Bu metinlerde Şêx Adî, Siltan Êzî ve Tawusî Melek çoğu kez birmiş gibi yansıtılır. Bunun sebebi, tüm bunların tanrısal sırrı taşımaları ve tanrının dünyada zuhur etmiş hali olarak algılanmaları inancı olabilir. Anlatım geleneğinde tarihsel Şêx Adî’nin bazı yanlarına değinilmekte, örneğin Laliş’e gelişi, Adawîlerin onu karşılaması. Liderliği temsil eden kasenin babası Musafir ve yeğeni Berekat’a verildiğinin anlatılması ya da aslen bir Hıristiyan manastırı olan Laliş’de kalması gibi. Bunun dışında insan üstü özellikleri ile daha fazla ön plana çıkmakta: O mistik sırrın (sura Xwedê) sahibidir, ışığı göğün yedi katını ve okyanusların dibini yaratmıştır, o inancın kendisidir vb.
Tarihin gördüğü kadarıyla…
Yazılı olmama durumu belki de Êzîdî tarihinin çok sınırlı belgelenmiş olmasını da beraberinde getirmiş bulunuyor. Hem akademik araştırmalarda hem de Êzîdî toplumunun kendi içinde Êzîdîlik’in erken tarihinin Mezopotamya kültürüne, gnostizme (özellikle de Manikeizme), ya da eski İrani inanışlara dayandığı tartışılıyor. Kanaatimce, İslam öncesi Kürt inanışları (bunların ne olduğu konusu ayrı bir tartışmayı gerektirir) Êzîdîlik inancının oluşumunda belirleyici rol oynamış olmalılar; zira Alevilik, Kakilik, Ehl-i Haq vb. inançlarla sahip olduğu ortak yanlar bu kanıyı güçlendirmektedir. Yine de şu açıktır, Êzîdîlik’i belirleyen önemli olaylardan biri mutasavvıf Adi İbn Musafir’in (Şêx Adî) henüz 12. yüzyılın başlarında Kürdistan’a gelmesidir. Şêx Adî emevi halifesi Mervan İbn Hakem’in varislerindendir. Kendisi 1070 yılında Bekaa Vadisi’nde Bayt Far isimli yerleşim yerinde dünyaya gelmiştir. Tasavvuf üstadları ile Bagdat’ta eğitim gördü ve burada İslam aleminin bir çok tanıdık lideriyle tanıştığı ihtimaldir. Şêx Adî daha sonra Hakkari’ye, Kürdistan’in dağlarına gider ve burada tasavvuf ile ilgili fiillerini devam ettirir. Bu ona kısa zaman içinde büyük bir ün kazandırır. Onun yerel halk içinde çoğunluğu Kürtlerden oluşan büyük bir cemaati oluşur. Şêx Adî 1160 (yada 1162) yılında vefat ettiğinde, cemaatinden olan insanlar grup olarak kalmaya devam ettiler. Katılan ilk grup Adawiye tarikatı olarak tanınır (ilk başlarda dışardan sıradan bir İslami tassavuf tarikatı gibi görüldüğünü biliyoruz).
Şêx Adî büyük ihtimalle Laliş’de defn edildi ve burası tarikatin merkezi olarak kaldı. Kendisi öldüğünde evlenmemişti ve çocuğu yoktu. Yerine yeğenlerinden Saxir Ebû Berekat gelecekti. Onun yerine de 1221 yılında Moğollar tarafından öldürülen olan oğlu Adî (Adî II) geçecekti. Onun varisi Hesen İbn Adî zamanında geleneksel İslama ait olmayan, büyük ihtimalle yerel Kürt dini geleneğinden gelen fikir ve davranışlar edindiler. Örneğin, topluluğun dini liderlerinin kendisi de ibadetlerde önemli bir rol oynamaya başladı. Bu durum etraftaki müslümanları rahatsız etti. Onları rahatsız eden bir diğer unsur da Kürtlerin dominant olduğu güçlü bir cemaatin oluşturduğu askeri tehditti. Bazı kaynaklara göre, bu da Musul Atabegi Bedreddin Lulu’nun Hesen ibn Adî ve 200 adamının öldürülmesini emretmesine sebep olmuş. Aynı olayda Şêx Adî’nin kemiklerinin de yakıldığı iddia ediliyor (Kreyenbroek 1995 : 31-32).
Adawî Tarikatı’nın Kürt kısmının tarihi genel manada topluluğun komşuları ile olan düşmanca tutumları ile belirlenir; büyük ihtimalle bu durum, grubun İslama yabancılaşmasıyla sonuçlanmıştır. Şêx Hesen’in oğlu Şerefedîn ise 1257/1258 tarihinde Moğollara karşı savaşta öldürüldü. Onun yerini alan amcası Fexredîn ise Moğollar ile iyi anlaşıyordu.
Sürekli direnişin adı : Êzîdî ülkesi
Kürdistandaki Adawî topluluğunun liderleri hakkında hiç bir bilgi elimizde bulunmuyor. Yine bu grup için Êzîdî tanımının ne zaman kullanılmaya başladığını da bilemiyoruz. Ancak geçmiş zamanlarda Kürdistan’da birden fazla gruba bu ismin konulduğunu biliyoruz. Kaynaklardan anladığımız kadarıyla, Adawî’lerin komşuları ile ilişkileri o denli gerginleşti ki, 1415’te Adawîlerin komşuları büyük bir ordu toplayıp bir çok Adawîyî öldürdüler. Şêx Adî’nin Türbesi’ni yıktılar (Kreyenbroek 1995: 34-35). Ardından Adawîler ibadethaneyi yeniden inşa ederek, geleneksel ortodoks İslam’ı temsil edenlerden uzak durdular. Bu olaylar dizisinin sonucu ise Êzîdî toplumuna karşı saldırıların dini bir kimliğe büründürülmesi oldu; öyle ki Müslüman olmadıkları gerekçesiyle Êzîdîler Müslüman topraklarında köle olarak satılabiliyordu ve Êzîdî bölgelerine saldırılar da sıradanlaşmıştı. Bu saldırılara karşı ise Êzîdî topluluğunun direniş geleneği sürekliliğe kavuşacaktı.
Êzîdîlik’in Şêx Adî sonrası oluşturduğu topluluk Kürdistan’da 15. yüzyıl sonlarına dek çok etkili oldu. Kürdistan’daki çoğu büyük aşiret Êzîdî’ydi ve bölgede önemli bir gücü oluşturuyordu (Lescot 1938: 112). Osmanlı ve Safevi devletleri 16. ve 17. yüzyıllarda sınırlarında bulunan Müslüman olmayan gruplara Müslümanlaşmaları durumunda önemli avantajlar sundu. Bu durum çok sayıda Kürt’ün Müslümanlığı benimsemesine yol açtı. Bunun doğal bir sonucu olarak, Êzîdîlik eski etki ve gücünü kaybetmeye başladı.
Böylece Êzîdîler eskiye oranla daha sıklıkla saldırı ve katliamlarla karşı karşıya kaldılar. Rewandûz Bey’in (Mîrê Kor lakabı ile ün salmış) 1932 yılında Êzîdîlere karşı yaptığı katliamlar Êzîdîlerin kültürel hafizasına kazınmış durumda. Botan Emiri Bedirxan Bey’in Dasin Êzîdîlerinin lideri Seîd Beg’e Ridwan Kalesi’nde Osmanlı ordusunun yanında yine aynı dönemlerde (1836) saldırması da bir çok sözlü türün destansı anlatımlarında yer alır. Seîd Bey’in direnişini anlatan bir ”payîzok”da (Botan ve Hakkari bölgesine özgü bir sözlü edebi tür; güz türküsü olarak Türkçeye çevrilebilinir) Seîd Bey’in direnişi şöyle ifade edilir:
Hey lê Seîd Begê, wey lê pilingê vê dinyayê
Ey lê te çadira xwe diwazde mila danî ji fedayê
Ey lê dema şêr hazir bû, hey lê ê, wey bavo, te milê xwe dayê
Seîd Bey bun dünyanin kaplanı
Sen çadırını oniki yamaç ufka uzak kurdun
Aslanlar hazir olduğunda, sen omuz omuza verdin
Devamındaki dizelerde Bedirxan Bey’in saldırganlığı da ete kemiğe büründürülüyor :
Were de yeman, mîrê mi yeman, te li me xilas kir, çi cebarî, çi derman
Ey lê te mezin xilas kir hey lê lê, wey bavo de li kiçika neke ferman
Yaman, mirim yaman, büyüklüğümüzü ve takatımızı bitirdin
Sen büyükleri kırdın geçirdin, küçüklerin ölüm fermanını verme
Osmanlının zulmünden kaçan binlerce Êzîdî 19. yüzyılda Ermenîstan ve Gürcistan’a göç etti. 20. yüzyıl sonlarında baskılar nedeniyle Êzîdîler için Kuzey Kürdistan’da yaşam tahammül edilemez düzeye ulaşınca, çok sayıda Êzîdî Batı Avrupa’ya göç etmek zorunda kaldı. Bu katliamlarla dolu tarih serüvenin ardından günümüzde en önemli Êzîdî yaşam alanları Güney Kurdistan’daki Şengal ve Şêxan bölgeleridir. Bunun dışında Kafkaslar ve diaspora da Êzîdîlerin yaşamlarında önemli bir yer bulmakta.
Êzîdîlik’i içinde barındırdığı eski ritüel ve inanç ögeleriyle Şêx Adî sonrası dönem olarak ele almak, okuyucular için daha kavrayıcı bir sunum oluşturabilir; zira bu dinin kadimliği ve direniş dolu tarihi ancak bu şekilde anlaşılabilir.
Kaynakça
Kreyenbroek, Philip G. and Rashow, Kh. Jindy. God and Sheikh Adi are Perfect: Sacred Poems and Religious Narratives from the Yezidi Tradition, Wiesbaden 2005.
Kreyenbroek, Philip G. Yezidizm: it’s backraund, observances and textual tradition, Lewiston, N.Y. 1995.
Lescot, Roger. Enquête sur les Yezidis de Syrie eT du Djebel Sinjār, Beyrouth 1938.
Turgut, Lokman. Mündliche Literatur der Kurden in den Regionen Botan und Hekarî, Berlîn, 2011.
LUQMAN GULDIVÊ/YENİ ÖZGÜR POLİTİKA -PolitikArt

No comments