Şengal’i dünyaya duyuran gazeteci anlatıyor
ABDURRAHMAN GÖK /ŞENGAL (DİHA) – 10 aydır Şengal’de êzîdi halkı ile birlikte yaşayan özgür basın çalışanı Xeyrî Kiziler, Şengallilerin bütün yaşadıklarına anı anına tanıklık eden tek gazeteci. Bütün dünya 21. yüzyılda Êzîdîlerin yaşadığı trajediyi ondan duydu. Herkesin televizyon ve radyoları başında pür dikkat dinlediği gazeteci Kızıler, zaman zaman elindeki kamera ile bir kurtarıcı gibi görüldü. Her kamerasının kayıt düğmesine bastığında gördüğü gözlere dayanamayarak gözyaşı döken Kızıler’i kimi zaman çocuğunu susuzluktan bir taşın altına gömmüş anne teselli etti. Şengal’deki trajediyi anı anına belleğine ve kamerasına kaydeden Kızıler, 9′uncu gün êzîdilerin yolculuğuna da tanıklık ederek Newroz Kampı’na kadar geldi. Rojava’da görüştüğümüz Kızıler, hasta olduğu için arkadaşlarınca gönderilmek istenmemesine rağmen “benim onların yanında olmam lazım” diyerek tekrar Şengal Dağı’na döndü. Kızıler, Musul, Şengal, saldırının ön hazırlığı, dağda şahit olduklarını ve hissettiklerini anlattı.
*Dünya Şengal’de neler olup bittiğini sizden öğrendi. Siz de yaklaşık 10 aydır Şengal’deydiniz. Biraz Şengal hakkında bilgi verebilir misin?
Şengal denince Êzîdîlik ve Êzîdî halkı akla geliyor. Doğru olan da budur; ama Şengal’in demografik yapısına bakınca merkezin yarısını Êzîdî halkı, diğer yarısını da Sunni Arap, Şii Arap, Şii Türkmen, Sunni Kürtler oluşturuyor. Saddam Hüseyin döneminde çeşitli etnik gruplar Şengal merkeze yerleştirilmiş. Şengal köylerinin hemen hepsi ise Êzîdî köyü. Sadece Tilbenad’da Êzîdî Kürtlerin yanı sıra Şii Kürtler de var. Bunlar da Êzîdilerle kirvedir. Yine 1975′e kadar Êzîdîler sadece Şengal merkez ve Şengal Dağı’nın eteklerindeki köylerde yaşarken, 75 sonrası Saddam döneminde çölün ortasında dağa uzak noktalara Tilezer, Siba Şêx Xıdır, Koço, Dugurê ve diğer bahsedilen köyler kuruluyor ve Êzîdîler buralara yerleştiriliyor. Özellikle mezarlıkları ve kutsal yerleri dağlık alanda bulunuyor. Düzlüklerde şehir merkezi hariç hiçbir yerde kutsal mekanları olmaması da bu köylerin sonradan kurulduğunun göstergesi.
*Musul el değiştirince de Şengal’deydiniz. O zaman neler hisettiniz ya da Şenalliler neler hissediyordu?
İlk günden itibaren ve hatta öncesinden hep kafa patlattım. Anlamaya çalıştım. Taşları bir bir üstüne koymaya, neler oluyor, neler yapılmak isteniyor kavramaya, subjektifliğe düşmeden rafine bir düşünceye sahip olmaya ve söze, yazıya dönüştürmeye çalıştım. Bugünkü düşüncelerime, hem tarih bilgime dayanarak, hem de yaşadığım ortamın günlük fotoğraflarına bakarak hissiyatta kavuşmuştum aslında, Ortadoğu’yu tanıyan birisi olarak kötü kokuların yayıldığını hissediyor; ama bunları bir türlü yazıya ve söze dönüştüremiyordum. Gazetecilikte hakikat esastır, onurlu gazetecilerden böyle öğrenmiştik. Onların ardılı olmaya çalışan bir gazeteci olarak sözüm ve yazım öyle olmalıydı. Musul düşmüştü, ciddi çatışmalar olmadan Irak merkezi hükümeti askerleri çekilmiş ve tüm tarihsel, kültürel ihtişamıyla dünya insanlık tarihinde yerini almış Musul kenti, Moğollara bile rahmet okutan DAIŞ çetelerinin eline geçmişti.
*DAIŞ Musul ile sınırlı kalmadı aslında daha sonra Türkmenlere de saldırdı
Evet arkasından Şia Türkmen nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Telafer kenti düşmüş, Şii Türkmenler Şengal’e sığınmıştı. Êzîdîler Türkmenlere kapılarını açmış, onları evlerine almış, ellerinde ne varsa onlarla paylaşmıştı. Konuştuğum bir çok Şii Türkmen, kendilerine Êzîdîler dışında kimsenin yardım elini uzatmadığını söylüyordu. Hangi anlaşmalara dayanarak bilemiyorum, bir aylık süre boyunca Şii Türkmenler Duhok hattından Hewler üzerinden uçakla Necef, Kerbela ve Bağdat’a gönderildiler. Sanırım yetiştiremediler? Az da olsa bir kısım Şii Türkmen hala Şengal’de kalmıştı.
Evet arkasından Şia Türkmen nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Telafer kenti düşmüş, Şii Türkmenler Şengal’e sığınmıştı. Êzîdîler Türkmenlere kapılarını açmış, onları evlerine almış, ellerinde ne varsa onlarla paylaşmıştı. Konuştuğum bir çok Şii Türkmen, kendilerine Êzîdîler dışında kimsenin yardım elini uzatmadığını söylüyordu. Hangi anlaşmalara dayanarak bilemiyorum, bir aylık süre boyunca Şii Türkmenler Duhok hattından Hewler üzerinden uçakla Necef, Kerbela ve Bağdat’a gönderildiler. Sanırım yetiştiremediler? Az da olsa bir kısım Şii Türkmen hala Şengal’de kalmıştı.
*Sonra ne oldu. Yani Şengal’e saldırı emareleri varmıydı hissediyor muydunuz öncesinden? Saldırıdan bir ay önceki durumu anlatabilir misiniz?
DAIŞ çeteleri önce Şengal’in güneybatısındaki Sunni Arab yerleşim yeri Bilêc kasabasını ellerine geçirdi. Hemen bir kaç gün sonrasında Şengal’in güneyinde yine Sunni Arab yerleşim yeri Beac kasabasını aldılar. Şengal’in Suriye ile olan sınırı öncesinden zaten DAIŞ çetesinin elindeydi. Böylelikle Şengal’in güneyi tamamen çetelerin eline geçmiş oldu. Şengal’in batısında Telafer vardı o da DAIŞ çetelerinin elindeydi. Şengal’in kuzeyinde bulunan Zumar kasabasına saldıran DAIŞ çeteleri bu kasabayı ellerine geçirse de daha sonra YPG güçleri ve az sayıda Yekîtî (YNK) pêşmergeleri çatışmalar sonrası Zumar’ın bir kısmını denetimleri altına aldı. Rabia da Şengal için önemli bir nokta. Rabia’nın doğusu YPG’nin elideyken batısı ise DAIŞ’ın elindeydi. Ve DAIŞ Şengal Dağı’nı Şengal’e saldırmadan önce bir kuşatma hattı oluşturmayı planlıyordu. Ancak YPG güçleri Rabia ile sınır olan Til Koçer’den sonra Cezaa kasabasını da eline geçirdi. Şengal’i kuşatma altına almak isteyen çetelerin oyununu YPG bu iki noktadan bozuyordu.
*Bütün bunlar yaşanırken Şengal’de neler oluyordu?
Şengal ikili bir yönetime sahipti, hem Irak merkezi hükümetinin ordusu ve polisi hem de KDP pêşmergelerin denetimindeydi. Şengal; Telaferli Şii Türkmen misafirlerini ağırlarken dört ayrı yerden 7 kez çetelerin tacizlerine maruz kaldı. Şengal’de halk endişeli, tüm köylüler mevziler kazmışlar, savunma pozisyonunda gece gündüz nöbet tutuyorlardı. Her çete tacizinde peşmerge güçleri Şengal’den olay yerine gidiyor, kısa süreli cevap veriyor, DAIŞ çeteleri geri çekiliyor ve pêşmergeler de tekrar Şengal’e dönüyordu. Kendi kendime acaba danışıklı dövüş mü diyordum. Çünkü her iki tarafın da kayıpları olmuyordu. Bütün taciz saldırılarında aynı olay yaşanıyordu. Bu birbirinin aynı olaylar insanın kafasında soru işareti bırakıyor.
*Şengal halkı bunu nasıl karşılıyordu?
Halk karşılık vermek istiyordu; ama halka “karşılık vermeyin” deniliyordu. Hatta her köyde biraz da olsa peşmerge var, halk soruyor “niye müdahale etmiyorsunuz” diye “emir böyle” diyorlar. Halka telkin edilen temel şey sabırdı. “Eğer ihtiyaç olursa biz saldırırız” deniliyor ve halk avutuluyor.
*Yani halk DAIŞ’e karşı savaşma kararlılığındaydı diyorsunuz.
Halk bu saldırılara cevap vermek istiyordu; ancak KDP pêşmerge komutanlığı izin vermiyor karşılık vermeyin diyordu. Karşılık verilmesi halinde DAIŞ çetelerinin havan ve ağır silahlarla köylere kapsamlı saldırılarda bulunacağı halka söyleniyor ve halk bu şekilde sindirilmek durdurulmak isteniyordu. Halk pêşmergelerden ağır silah istiyor; ancak halka silah verilmiyordu. Örneğin Irak hükümetine bağlı ordu güçleri arkalarında silahlarını bırakmıştı. Halk bu silahlara el koydu; ancak ertesi gün pêşmergeler halktan tek tek bu silahları topladı.
*Saldırıların olduğu geceye dönersek yani 2 Ağustos’u 3 Ağustos’a bağlayan güne…
Bir iki saat olmuştu uyuyalı. 2 Ağustos gecesiydi sabah saat 03.00′te havan sesleri ile uyandık. Arkasından telefon trafiği başladı. İlk haber Girzerik köyünden geldi. DAIŞ çeteleri ağır silahlar ve havanlarla Girzerik köyüne saldırmıştı. Şiddetli çatışmalar yaşanıyordu. 03.30′da çatışmalar Siba Şêx Xidir’da başladı. Orada da yoğun çatışmalar vardı. Halk çetelere karşı savaşıyordu. Şengal merkezde de halk çoluğunun çocuğunun derdine düşmüştü. Herkes bir şekilde Şengal’den çıkmanın arayışı içindeydi. Ciddi bir panik havası vardı. Ancak aileleri toplamak, araç bulmak zordu. Arkasından Rambosi, Tilkasab, Koço, Tilbenad köyleri DAIŞ çeteleri tarafından top atışlarına tutuldu. Sabah saat 06.00′da yaralıların Şengal Hastenesi’ne getirildiği haberini aldık. Hastaneye doğru giderken sokaklarda daha büyük bir hareketlilik olduğunu gördük. Ve öyle birkaç yaralı olmadığını durumun daha vahim olduğunu anladık.
*Bütün bunlar yaşanırken PDK pêşmergeleri ve Irak ordusu ne yapıyordu. Sadece halk mı çatışıyordu?
Ben de durumu anlamaya çalışıyordum. İlk gördüğüm şey pêşmergelerin konvoy halinde çantaları sırtlarında ağır silahlarla donatılmış arabalarla Şengal’i terk ettiğiydi. Kafam karışmıştı. Halka “biz gidiyoruz” bile dememişlerdi. Çatışan halk da bunu görünce duyunca bir inançsızlığa düştü. Halk panik halinde arabası olanlar çocukları alarak yola koyulmuşlardı. Arabası olmayanlar kendilerini Şengal Dağı’na vurmuştu. Saat 09.45 gibi ben de araba bulamadığım için halkla birlikte dağa yöneldim. Halk “satıldık” diyordu. Saat 10.00 sularında DAIŞ çeteleri ellerini kollarını sallayarak Şengal’e girdi. Herkes çıkamamıştı. Saat 11.00′de büyük bir patlama duyduk. Şiilerin kutsal mekanı Sitî Zeyneb havaya uçurulmuştu. Binler onbinler dağa yürüyordu, arabası olanlar yoldan dağa çıkıyorlardı.
*Dağa çıkma fikri nereden çıktı. Buranın da DAIŞ tarafından tutulma riski yok muydu?
İnsanların kafasında şuraya gideyim, buraya gideyim diye bir şey yoktu. Herkes Şengal’den çıkmanın derdindeydi. Arabası olan da olmayan da dağa yöneldi. Dağın hem batı hem de güney tarafı öncesinden kapalıydı. Zaten saldırılardan önce de Şengal’in kuzeyine gitmek için güvenlikli alan olarak dağdan geçiliyordu. O zaman bile dağ yolunu kullanıyordu insanlar. Dağ yolunda bir izdiham oluştu. Bizim köylere oranla yolumuz daha yakındı. Şengal’in merkezi dağın yanı başındadır. En hızlı yürüyenin bile 8 saati çıkabildği bir yol. Ama biz 12 saate çıkabildik. Hem susuzluk vardı, hem sıcaktı, hem de televizyonlara durumu aktarıyordum. Çıktığımız yol su bulunan mekanlara en yakın noktalardan biriydi, susuzluktan ağzımız, boğazımız yara oldu. Birkaç gün hiçbir şey yiyemedik. Hem toz, hem susuzluk boğazımızı tahriş etmişti. Çocukları düşünün ağlayan ağlayana. Yaşlılar yürüyemiyor. Gençler önden giderek yukarıdan koştura koştura su getiriyor. Bulunduğmuz yolda da ölenler varmış. Ben şahit olmadım ama yukarı çıktığımda bir anne “çocuğumu taşın altına gömdüm” diyordu. Ağlayamıyordu bile. Yaşlılar yürüyemedikleri için biraz güvenli bir bölgeye bırakılmıştı. 120′nin üzerinde yaşlı bu şekilde her gün ihtiyaçları gideriliyor.
*Arabası olmayanlar çoluk çocukla ne yapıyordu?
Şunu eklemek istiyorum. DAIŞ Musul’a saldırdıktan sonra Güney’de olduğu gibi Şengal’de de ciddi benzin sıkıntısı vardı. Benzin hem çok pahallıydı hem de bulunamıyordu. Dolayısıyla aracı olmalarına rağmen halkın büyük bir bölümü benzin bulamadığı için evinin önünde park edilmiş aracı ile kaçamıyordu. Bu nedenle de yürüyerek yola koyuldular. Geceden yola çıkanlar vardı. Çünkü pêşmergelerin bir bölümü daha gece saat 01.00 sularında saldırıdan yaklaşık 2 saat önce Şengal’i terk etmiş, bunu gören halk da bir şeyler olduğunun farkına varmış ve geceden Şengal’i terk edenler vardı. Dağın arkasından Duhok’a yöneliyorlardı. Ama bunların da yolu DAIŞ tarafından Şengal-Duhok arasında bulunan Rabia yakınlarında kesilmişti. Peşmerge ve acele davranan bir kısım halk çıkmayı başarmıştı. Çıkamayanlar da yeniden geri dönmek zorunda kaldı ve bu kez yönlerini Şengal Dağı’na verdiler. Yani dört bir yandan yüzbinlerce kişi çoluk çocuk, yaşlı, genç, hasta, zor durumda olan insanlar Şengal Dağı’nda ya da dağ yollarındaydı.
*Dağa çıkanlar sadece Êzîdî Kürtler miydi?
Şengal merkez ve köylerinin nüfusu yaklaşık 450 binden oluşuyor. Bunlardan 250 bin kişinin saldırıdan hemen önce çıktığını varsayarak söylüyorum; 200 binin üzerinde insan dağlara sığınmıştı. Korunmasız 200 bin Êzîdî. Sayıları az da olsa Şii Türkmen, Şii Kürt ve Şii Arablar da dağlardaydı.
*Dağda kendilerini neyin beklediğini bilmeden insanlar dağa yöneldi. Dağ güvenlikli miydi?
Dağa ulaşan iki yol var. Eğer çeteler bu iki yoldan herhangi birinden bile dağa ulaşsaydı kaçabilecek tek bir yolun bulunmadığı susuz Şengal Dağı’ndaki 200 binin üzerindeki insandan tek bir kişi bile sağ kalmayabilirdi. Her tarafı tutulmuş Şengal Dağı susuz da olsa 200 bin insana sığınak olmuştu. Ama ne zamana kadar sığınak olabilirdi? Savunmasız bir dağ. Pêşmerge dağı tutma gereğini bile görmemişti. Dağda bile tek bir pêşmerge kalmamıştı. Ama saldırı sonrası öğrendik ki KCK’nin saldırılardan önce “Şengal’i ihtiyaç duyulduğunda savunmak için hazırız” açıklaması ile birlikte 7 kişilik bir grup YPG savaşçısının Şengal Dağı’nda mevzilendiğini ve bu iki giriş yolunu tuttuğunu gördük. Çeteler her iki yoldan da dağa çıkmak istedi. Her ikisinde de bu 7 kişilik grup çetelerin girmesine izin vermedi. ABDURRAHMAN GÖK -ŞENGAL (DİHA) -
(Devam edecek…)

No comments